a) Nefret Suçu Nedir?

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatına (AGİT) göre  "Bir şahsa veya mülküne karşı işlenen herhangi bir suçun kaynağı, o kimsenin ırkı, rengi, etnik kökeni ya da uyruğu, dini, cinsiyeti veya cinsel yönelimi, cinsiyet kimliği, yaşı, fiziksel veya zihinsel engelleri yahut buna benzer bir durum ile ilgili ise , bu suç nefret suçudur."

Bir kişinin kimleri kurbanı olarak seçeceği konusunda, tanımlanabilir bir gruba karşı olan ön yargısının ırk, din, etnik/milli köken, cinsiyet, cinsel yönelim, engellilik durumu ve yaşları gibi nedenlerle karar verici unsur olduğu durumdur. Beslenen önyargı yüzünden kişilere ve/veya mülklerine karşı işlenen suçlara "nefret suçu" adı verilmektedir. Daha genel ifadeyle nefret suçu; ötekinin gerçek ya da varsayılan nitelikleri nedeniyle uğramış olduğu her türlü zarardır . yani, mağdurun şahsının değil, temsil ettiği varsayılan niteliklerinin cezalandırıldığı durumdur.

Nefret suçları şu şekillerde işlenebilir: Sözlü taciz, tehdit edici davranışlar, nefretli konuşma, ad veya lakap takmak, postayla veya e-postayla rahatsız etmek, telefonla rahatsız etmek, mesajla rahatsız etmek, duvar yazısı, fiziksel saldırı, grupça saldırı, soygun, hırsızlık, gasp, taciz, tecavüz, sarkıntılık, gözdağı verme, şiddet, aile içi şiddet, kundakçılık veya diğer herhangi bir şekilde hasar verme.

Ülkenin Ceza Kanununda tanımlanan bir suç olup olmadığına bakılmaksızın mağdurların kendilerini önyargı veya nefret ile algılandıklarını hissettikleri her türlü olay nefrete dayalı bir olaydır. Dışa vurumları ise Ceza Kanununda suç olarak tanımlanan fiziksel saldırı, saldırı tehditleri, mülkiyete zarar verme, taciz, yazılı veya sözlü kötü davranış, nefret içerikli ve saldırgan duvar yazıları, gözdağı veren değişik davranışlar, kabadayılık ve incitici şakalar gibi davranışlarda görülebilir. Şüphesiz bu hareket ve davranış alışkanlıklarının ortaya çıkmasında çok ciddi tarihi, düşünsel nedenler ve bu nedenlerle bağlantılı aile, okul, şehir ve ülke iletişim araçlarından edinilen eğitim süreçleri etkili ve önemli olmaktadır.

b) Tarihi Gelişimi

İlk olarak 1969 yılında "önyargı yasaları" olarak ABD'de kavramlaştırılan nefret suçları daha sonraki yıllarda ırk, din ve köken kavramlarını içerecek şekilde 1980'lerde ABD'de kabul edilmiş, zamanla Avrupa'lı devletlere de yayılmıştır.

ABD'de nefret yasalarının yürürlüğe konmasının ve nefret suçlarının en ağır şekilde cezalandırılmasının başlıca nedeni ABD'nin etnik, dini, kültürel olarak farklı topluluklardan oluşmasıdır. Bir göçmen ülkesi olan ve ABD'li üst kimliği oluşturarak toplum içi uzlaşmayı ve düzeni sağlamaya çalışan ABD'nin başını ağrıtan başlıca sorun ülkedeki ırkçılık ve ayrımcılıktır. Şüphesiz çok farklı ülkeden, etnik yapıdan, din ve mezheplerden gelen göçmenlerce kurulan ABD'de bu suçun öncelikle tespit edilip uygulanmaya konulmak istenmesi ülke içinde korunmak istenen haklar açısından anlamlı ve önemlidir.

Nefret yasaları 1990'larda cinsel suçları da kapsayacak şekilde genişletilmiştir. Avrupa ülkeleri mevzuatlarında da kendisine yer bulmuştur. Başta yerli haklarının, daha sonraki kölelik uygulamasına bağlı olarak siyah haklarının, günümüzde ise daha çok göçmen ve vatandaşlık haklarının tartışıldığı ve bu tartışmadan beslenen sivil haklar mücadelesinin ve kazanımlarının muhafaza edilmesi şüphesiz hem ABD hem de dünya ülkeleri açısından son derece önemlidir. 1990'lı yıllardan itibaren, cinsiyet ve cinsel yönelim temelinde gerçekleştirilen saldırıların da bu kapsama alınması ile tarihi süreç nefret suçları ile mücadelede önemli bir evreye ulaşmıştır. Avrupa'da ve örneğin Almanya'da ise 2001 yılından bu yana "siyasi motifli suç" olarak kabul edilen bu kapsamdaki suçlar için daha çok "önyargı suçları" tanımlaması kullanılmaktadır.

c) Nefret Suçu Mağdurları

Nefret suçu mağdurları siyasi ve toplumsal yapıya ve zamana göre değişiklik gösterebilir, ancak hemen her toplumda kadınlar, eşcinseller ve esmer vatandaş olarak adlandırdığımız çingeneler bu suçun ortak mağdurları olarak ifade edilebilir. Cinsel, dinsel, etnik, siyasi, felsefi, sınıfsal ve benzeri nitelikleri dolayısı ile bir azınlık oluşturan hemen herkes nefret suçu mağduru olabilir. Bu bağlamda Türkiye’de Kürtler, Ermeniler, Yezidiler, Aleviler, Hıristiyanlar, Yahudiler, Cinsel yönelimi farklı olanlar..  nefret suçu mağduru olabilirken; Almanya’da Türkler, Müslümanlar, Yahudiler bu suçun mağduru olabilmektedir.

Türkiye'de işlenen nefret suçlarına örnekler vermeden önce  dünyada yaşatılan nefret suçu örneklerini kısaca inceleyelim. 16 Kasım 2009 tarihinde Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) Demokratik Kuruluşlar ve İnsan Hakları Ofisi, “AGİT Bölgesinde Nefret Suçları: Olaylar ve Tepkiler” konulu 2008 Yıllık Raporu’na göre, nefret suçları pek çok AGİT ülkesinde önemli bir sorun olmaya devam ederek gözdağı, tehdit, vandalizm, saldırı, kundaklama ve cinayet dahil olmak üzere daha birçok şekilde nefret suçları ile ilgili olaylar pekçok AGİT ülkesinde yaşanıyor. Demokratik Kuruluşlar ve İnsan Hakları Ofisi, raporunda ırkçı ve yabancı düşmanı suçlar, Roma ve Sintilere karşı suçlar ve olaylar, anti-Semitist suçlar, Müslümanlara karşı suçlar, Hristiyanlara ve diğer dinlere mensup kişilere karşı suçlar ve diğer gruplara karşı suçlar olmak üzere farklı kategorilerde AGİT alanında yaşanan nefret

Türkiye’de yaşatılmak zorunda bırakılan nefret suçlarını dile getirecek olursak; dünyada olduğu gibi ülkemizde de son yıllarda giderek yükselen ırkçılık, milliyetçilik ve hoşgörüsüzlükten kaynaklanan “nefret suçları”nda bir artış görülmektedir. Bir sonraki konu başlığında daha detaylı inceleyeceğimiz üzere Türk mevzuatında yer alan Anayasa ve kanun maddelerine rağmen, şu ana kadar hiç kimse ırkçılık veya ayrımcılık yaptığı ya da nefret suçu işlediği için yargılanmamıştır. Bu suçtan yargılananların hemen hepsi, birkaç istisna hariç, Türkiye’de ırkçılık, milliyetçilik ve hoşgörüsüzlükten kaynaklanan “nefret suçların”a muhalefet eden yazarlar, akademisyenler, insan hakları savunucuları olmuştur. Hepsinden önemlisi son yıllarda yaşanan sorun sadece yasaların uygulanma biçimi değildir. Sorun toplumsal bir sorun olarak cereyan etmektedir.

Türkiye 2006 yılının başından itibaren etnik ya da dini azınlıklara, cinsel yönelimi ve toplumsal cinsiyet kimliği farklı olan kişilere yönelik bir dizi cinayete ev sahipliği yapmış bulunmaktadır. Siyasi görüşleri farklı olan gruplara yönelik linç girişimleri ve siyasetçiler tarafından nefret söyleminin kullanımı, sorunun görünen bir başka boyutunu teşkil etmektedir.

Türkiye’de AGİT raporlarına yansıyan pek çok nefret suçu bulunmasına rağmen Türk devleti tarafından söz konusu suçlar takip edilmemekte, araştırılmamaktadır. Nefret suçlarının varlığı konusunda devletin hiçbir kurumunda resmi bir veri bulunmamaktadır. Türkiye’de nefret suçlarının önlenmesi için gerekli kurumlar oluşturulmamış, bu konuda herhangi bir çalışma yapılmamıştır. Dahası nefret suçlarına herhangi bir cezai yaptırım öngören yasal düzenlemeler Türkiye’de mevcut değildir. Bunun sonucu olarak da nefret suçları ve doğal olarak nefret propagandası cezasız kalmaktadır.

Türkiye’de nefret suçlarına ilişkin herhangi bir veri tabanı bulunmadığı gibi sorunu tanımlayan herhangi bir yasal önlem de bulunmamaktadır. Mevcut verilerden ve basına yansıyan haliyle Türkiye’de nefret suçlarının beş farklı kategoride toplandığını söylemek mümkündür. Aşağıda söz konusu kategorilere denk düşen bazı örnekleri görmek mümkündür:

Kronolojik olarak bazı örnekler :

1-)   Farklı etnik, dini gruplar ve azınlıklara yönelik nefret suçları  

1 Nisan 2005: Ankara’da bulunan Uluslararası Protestan Kilisesi “Türkiye  İntikam Tugayı” imzalı mektupla tehdit edildi ve ardından molotof kokteyli atılarak  yakılmak istendi.

5 Şubat 2006: Trabzon’daki Santa Maria İtalyan Kilisesi Rahibi Andrea SANTORO 16 yaşındaki O.A. tarafından silahla vurularak öldürüldü.

19 Ocak 2007: Hrant DİNK genel yayın yönetmeni olduğu Agos Gazetesi önünde uğradığı silahlı saldırı sonucu öldürüldü.

18 Nisan 2007: Malatya’da Zirve Yayınevi çalışanı üç kişi “İncil dağıttıkları” gerekçesiyle boğazları kesilerek öldürüldü.

18 Nisan 2007 tarihinde Malatya’da Zirve Yayınevi çalışanı üç kişinin “İncil dağıttıkları gerekçesiyle boğazlarının kesilerek öldürülmelerinin ardından Ankara Kurtuluş Kilisesi Pastörü İhsan ÖZBEK şunları söyleyerek nefretin boyutunu anlatıyordu  “Malatya’daki olayın ardından sokakta bizi tanıyan insanlar, elleriyle boğaz kesme işareti yapıyorlar.”

17 Ağustos 2007: Diyarbakır Protestan Kilisesi’ni ateşe verdiği iddia edilen Oktay BİÇİCİ hakkında dava açıldı. Oktay BİÇİCİ aynı Kilise’nin Pastörü Ahmet GÜVENER’e yönelik saldırı hazırlığında olduğu gerekçesiyle tutuklanmış, bir hafta sonra tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştır.

17 Aralık 2007: İzmir Bayraklı’daki Saint Antuan Kilisesi Rahibi Adriano FRANCHİNİ Ramazan BAY tarafından bıçaklandı.

28 Kasım 2007: Mardin Midyat’ta Mor Yakup Manastırı Rahibi Edip Daniel SAVCI kaçırıldı.

30 Aralık 2007: Antalya Kilisesi Papazı Ramazan ARKAN’ı öldürmek üzere Antalya’ya gelen 22 yaşındaki M.T. yakalandı.

11 Ocak 2008: Samsun’da Agape Kilisesi Pastörü Orhan PIÇAKLAR’ı ölümle tehdit ettiği iddiasıyla gözaltına alınan 17 yaşındaki S.S. serbest bırakılmasının ardından “Yarın beni televizyonda izleyin. Katliam yapacağım” diyerek yine tehdit etti.

2-) Etnik Köken

8 Nisan 2008: 75 sağ görüşlü öğrenci Antalya’daki 3 Kürt öğrenciye saldırdı. Polisler saldırıya uğrayan öğrencilere PKK üyesi olup olmadıklarını sordu.

24 Mayıs 2008: Aydın’da Kürt öğrenciler PKK lehinde slogan attıkları gerekçesiyle saldırıya uğradılar. Öğrenciler mahkemeye sevkedildi.

14 Haziran 2008: Gebze’de Kürt işçiler komşularını rahatsız ettikleri gerekçesiyle saldıya uğradı. Bir işçi yaralandı.

5 Ekim 2008: Adana’da halk bir cinayet şüphelisini, Kürt olduğunu öğrendikten sonra, linç etmek istedi.

20 Ekim 2008: İstanbul’da polis Ağrı otobüsünü kontrol amaçlı durdurdu. Kontrol sırasında otobüsün yetkilisi, GBT için bekletilmeye itiraz edince ekibi ve yolcularıyla birlikte dövüldü. Polislerin ‘Bunlar PKK’lı’ demesiyle, çevrede toplananlar linçe girişti.

31 Aralık 2009: Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılan DTP'nin eski genel başkanı Ahmet Türk evini değiştirmek istedi.  Yeni taşınmak istediği Or-An'daki evin hemşehrisi Bahattin Demircan tarafından kendisine verilmek istenmediğini doğruladı. Türk, 2005'te de benzer bir olayla karşılaştığını ve beğendikleri üç evin sahibinin kendisine "verecek evim yok" dediğini aktardı.

3- Cinsel yönelim ve toplumsal cinsiyet kimliğine dayalı nefret suçları  

4 Haziran 2008: Sisi isimli trans birey, Kuşadası’nda markete alışverişe gittiği sırada arkasından yaklaşan kişi tarafından 4 kez sırtından bıçaklandı ve hastanede yaşamını yitirdi. Fail, elindeki bıçakla yakalanırken etrafındakilere ve polislere “Nasıl, iyi etmişim değil mi?” diyerek adeta nefretiyle övünüyordu

10 Kasım 2008: Ankara İskitler bölgesinde arabasının içinde oturan Dilek, arkadan yaklaşan araçtan pompalı tüfekle açılan ateş sonucu kafasından vurulmuş ve 11 Kasım 2008 tarihinde hastanede yaşamını yitirmiştir. Soruşturma devam etmekle birlikte henüz failleri bulunmamıştır.

19 Aralık 2008: Takvim Gazetesi'nde çıkan habere göre kimliği belirlenemeyen bir trans birey daha Gebze-İstanbul otoyolunda göğsüne isabet eden iki kurşunla öldürülmüştür.

27 Aralık 2008: “Diyarbakır'ın merkez Sur İlçesi Cemal Yılmaz Mahallesi Dutlupınar Sokak'taki evde ‘Kız Şaban’ olarak tanınan eşcinsel Şaban Çelen ile evinde birlikte oturduğu Ali Yavuz tabancayla vurulup, bıçak darbeleriyle öldürülmüş halde bulundu”.

Eskişehir’de bir trans kadın saldırıya uğradı ve dövüldü. Bursa’da bir trans kadın kafası kesilmiş halde bulundu. Edirne’de bir kişi cinsel ilişki teklif ettiği gerekçesiyle arkadaşı tarafından öldürüldü. 15 Temmuz 2008’de İstanbul’da silahla öldürülen Ahmet Yıldız, 12 Kasım’da Ankara’da pompalı tüfekle öldürülen Dilek İnce cinayetleri ile ilgili halen bir açıklama yapılmadı. 10 Mart’ta İstanbul’da yine bir trans kadın, Ebru, bıçaklanarak öldürüldü.

4- Irkçılık ve yabancı düşmanlığına dayalı nefret suçları

20 Ağustos 2007: Nijerya vatandaşı Festus OKEY Beyoğlu İlçe Emniyet Müuuml;dürlüğü’nde gözaltındayken boynundan silahla vurularak öldürüldü. 

5- Farklı siyasi görüşten kişilere yönelik nefret suçları

12 Nisan 2005: Adapazarı Atatürk Kültür Merkezi önünde basın açıklaması yaparak F Tipi cezaevlerini protesto etmek isteyen beş TAYAD üyesi, “aşırı milliyetçi” olduğu öne sürülen yaklaşık 100 kişi tarafından linç edilmek istendi.

6- Diğer farklı temellere dayanan nefret suçları

Fiziksel engelli Şafak PAVEY İstanbul Beyoğlu’nda otopark mafyası olduğu iddia edilen kişiler tarafından dövülüp protez olan kolu ve bacağı sağa-sola fırlatılarak hastanelik edildi. Şafak PAVEY yaşadıklarından dolayı şikâyette bulunduğunda polis tarafından “sakat insansın gece vakti ne işin var dışarıda” denilerek hakarete uğradı.

d) Türk Hukuku’ndaki Nefret Suçlarını Önlemeye İlişkin Düzenleme

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 10. maddesi herkesin dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşit olduğunu belirtmektedir. Benzer şekilde 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 3. maddesi de adalet ve kanun önünde eşitlik ilkesi koruma altına almakta, 76. maddesi soykırım suçunu yasaklamakta, 122. maddesi ayrımcılığı, 216. maddesi ise halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılamayı suç saymaktadır.

5237 sayılı Türk Ceza Kanununun (TCK) "kişilere karşı suçları" düzenleyen 2. kısmının "hürriyete karşı suçları" düzenleyen 7. bölümünde "ayrımcılık" tanımlanmıştır. Belirtili nedenlerle kişiler arasında ayrım yaparak mal satım, işe alım, hizmeti sunmama veya ekonomik özgürlüğün engellenmesi gibi durumlar olarak tespit edilen ayrımcılık örnekleri 6 ay - 1 yıl arası cezaya tabi tutulmuştur. "Topluma karşı suçları" düzenleyen 3. kısmın "kamu barışına karşı suçları" düzenleyen 5. bölümünde ise bu kapsamda görülen eylemler kategorize edilmiştir.

Şüphesiz bunlardan "Halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve aşağılama" başlığıyla düzenlenen 216. madde aslında nefret suçları hakkında uygulanması gereken bir maddedir. "Halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge farklılığı bakımından farklı özelliklere sahip bir kısmını diğer bir kesim aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik eden kimsenin" bu davranışı kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlike oluşturması halinde eylem 1 yıl - 3 yıl arası olmak üzere cezalandırılmaktadır. Bu düzenleme önceki TCK'nun meşhur 312.maddesinin 2. fıkrasına tekabül etmektedir.Ancak nefret suçları hakkında oldukça efektif kullanılabilecek bu madde ya hiç uygulanmamakta ya da çoğunlukla nefret söyleminde bulunanlara değil, İbrahim Kaboğlu ve Baskın Oran aleyhine açılan davalarda görüldüğü gibi daha çok nefret söylemine karşı çıkanlara karşı kullanılmaktadır. Maddenin yerinde uygulandığı örnekler çok azdır. İzmir'de bulunan ve basın açıklamalarında "yol açccedil;tığı sorunlar nedeniyle" Kürt halkının kısırlaştırılması gerektiğini savunan Türkçü Toplumcu Budun Derneği'ne karşı Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) üyelerinin yaptığı suç duyurusu doğrultusunda açılan dava şüphesiz, 216. maddenin doğru uygulanışının istisnai örneklerindendir. Keza, geçtiğimiz mart ayında Denizli-Çivril'de bir Kürt aile için "Bunlar PKK'lı. Biz kovmazsak Kürtler köyü ele geçirecek" şeklinde propaganda yaparak ailenin ilçeden kaçmasına neden olan 16 kişi hakkında -ailenin şikayetçi olmamasına rağmen- bu madde kapsamında dava açılması yine olumlu ama ender örneklerdendir.

Bunun dışında "millete ve devlete karşı suçları" düzenleyen 4. kısmın "devletin egemenlik alametlerine ve organlarının saygınlığına karşı suçları" düzenleyen 3. bölümü kapsamındaki "Türk milletini, Cumhuriyetini, devletin kurum ve organlarını aşağılama" suçunu düzenleyen 301. maddenin uygulanma şeklini ise artık dünyadaki sağır sultan bile duymuştur.

Şüphesiz TCK madde 216 doğru uygulanmış olsaydı, ya da bundan da önce ülkedeki nefret söylemi zamanında dikkatli ve doğru takip edilseydi muhtemelen Trabzon'daki Rahip Santoro bir cinayete kurban gitmeyecek, şehirde basın açıklaması yapmaya çalışan gençlere linç girişiminde bulunulmayacaktı. İnternet ortamına da yansıyan nefret söylemi ülkede ciddi takip edilip zamanında deşifre edilseydi belki de Hrant Dink öldürülmemiş, Malatya'da tüm Türkiye'nin yüzünü kızartan bir katliam yaşanmamış olacak ve İzmir'in Seferihisar ve Kemalpaşa ilçelerindeki linç girişimcileri gerekli cesareti kendilerinde bulamayacaklardı.

e) Avrupa Hukukundaki Nefret Suçlarını Önlemeye İlişkin Düzenleme

Avrupa bölgesinde ve özellikle de İngiltere’de suçlarının engellenmesi amacıyla yasalar mevcuttur. Ancak her ülkenin nefret suçlarını önlemek için yasası ve kapsamı birbirinden farklıdır. Gerek Almanya gerek diğer Avrupa ülkeleri ırkçı “propaganda” ile nasyonel sosyalist ideolojiyi yasaklama ve militan demokrasi perspektifine dayanan siyasetle mücadele etmektedir. Ancak ırkçı ve yabancı düşmanlığına dayalı “şiddet” suçları için bu ülkelerde (İngiltere gibi bazı istisnalar dışında) bir özel düzenleme yoktur.

Bunun anlamı, ırkçı yaralamanın kıskançlığa dayalı yaralama ile normal koşullar altında aynı ceza yaptırımına tâbi olmasıdır. Bu yaklaşımda, toplum içindeki grupları diğer gruplara karşı kin ve düşmanlığa tahrik suçunun, dernek ve parti kapatma yaptırımlarının, gruplara hakaretin önlenmesinin, toplantı ve gösteri yürüyüşü özgürlüğüne getirilen bazı sınırlamaların önemi büyüktür. Irkçı propaganda, soykırıma hazırlık hareketi olarak da görülmekte ve militan demokrat araçlarla bastırılmaya çalışılmaktadır. Soykırımın inkârının cezalandırılması bu yaklaşımın sertliğine bir örnektir.

Almanya’da motivasyonu ırkçılık ya da yabancı düşmanlığı olan suçlara ceza hukukunun verebileceği yanıt ancak adam öldürme suçlarında dolaylı olarak sertleşebilir. Ahlaki olarak düşük bir saike dayanarak adam öldürme Almanya’da basit adam öldürmeden farklı ve bir tür şiddet sebepli adam öldürme olmaktadır. Alman Federal Mahkemesi önüne gelen birkaç olayda failin ırkçı arkadaşlarından takdir görmek için adam öldürmesinin ahlaki olarak çok düşük bir etkiyle adam öldürme olduğuna hükmetmiştir. Yine Almanya’da yargıç, sanığın işlediği filline yansıyan inanç ve fikirlerini cezanın tayininde gözönünde tutmak durumundadır. Irkçı saldırının failinin bu “inancı” şüphesiz ona uygulanan cezanın aşağı hadden yukarıya çekilmesine neden olabilecektir.

Ayrıca Avrupa Ekim 2006’dan beri bu alandaki gelişmeleri takip etmek ve nefret suçlarını önlemek için Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT), bir web sitesi aracılığıyla (TANDIS) yaşanan gelişmeleri takip etmektedir. Bir nefret suçu tanımı geliştiren AGİT, bu tanımı yasalar, kaynaklar, yaklaşımlar ve ihtiyaçlardaki farklılıkları gözeterek geliştirmiş bulunmaktadır. Bu tanıma yazımızda ‘nefret suçu nedir?’ sorusunun cevabını ararken değinmiştik.

f) Sonuç Olarak

Bizdeki mevcut Ceza Kanunu maddesinin nefret söylem ve suçlarını tespit ve cezalandırmasına yönelik içeriğinin zenginleştirilmesi ve dünyadaki güncel uygulamaları gözetilerek bir uygulama alanı bulması geleceğimiz adına hayati öneme sahiptir. SPLC'ın örnek alınması gereken çalışma teknikleri ve olaylara bakış açısının kavranması ise sürekli tırmanışta olduğu gözlenen nefret söylemleriyle mücadelede hem kamu kuruluşları hem de sivil toplum kuruluşlarımız açısından ciddi anlamda ufuk açıcı olacaktır. Türkiye’nin de üyesi olduğu AGİT raporlarında Türkiye’de nefret suçları hususunda tespit edilen eksiklik ve aykırılıklar da dikkate alınarak aykırılık ve ayrılıklar ayıklanmalı,gerekli mevzuat düzenlemeleri yapılmalı ve uygulamalar insan doğmaktan kazanılan eşitliğe uygun bir konuma getirilmelidir.

                                                                                                                                          Av. Güven İŞLER